”Uçsanıza, aptallar!”

Milyonlarca yıl dünyada mezarlık bile yapmayan insanlık, bilinç sahibi olacak evrimleşmeyi yaşadıktan sonra dünyada ne kadar zaman geçirdi net olarak bilmiyoruz. Ama fosillere ve kalıntılara bakılırsa; Bilişsel Devrim dediğimiz bu değişim yaklaşık 50 bin yıllık bir zaman dilimi.

Yazının icadından 3500 yıl, Heredotos’un Tarih kitabını yazmasından 2500 yıl, İsa’nın doğumundan 2000 yıl geçtiğini ve sadece 200 yıldır modern insan olduğumuzu varsayarsak; insanın yeryüzünde geçirdiği zamanın büyük kısmında mitoloji vardı, çok az bir zamanında tarih vardı.

Dolayısıyla mitolojik konuları çok ciddiye alıyorum, her bir mitolojik tabirde bazen binlerce, bazen onbinlerce yıl insandan insana aktarılmış (ve muhtemelen artık tanınmaz hale gelmiş) bir bilgi birikimi olduğunu görüyorum.

Gelelim, Tolkien’e. Oxfordlu dilbilim profesörümüz, pek kıymetli Tolkien; çok disiplinli ve müthiş bir hayat yaşamış ve İngiliz mitolojinin derinlerinde bulduğu, bazen yüzlerce yıldır kullanılmayan kelimelerden bir eser ortaya çıkarmıştır; Yüzüklerin Efendisi. Bu evrende geçen dilleri, alfabeleri, deyimleri, onları kullanan halkların tarihlerini ve hatta haritalarını dahi kendisi hazırlamıştır. Ama hayatını okuyanların da göreceği üzerine; fantastik kurgu alanında kabul edilen eserlerinde geçenler aslında bazen binlerce yıl kullanılan kültüre dayanmaktadır.

Yani olay şöyle işliyor; milyonlarca yılda şekillenen biyoloji içgüdülere yerleşiyor. Bilinç kazanıp kültür inşa etmeyen insanlar; binlerce yıl biyolojinin etkisi ile kültür inşa ediyorlar. Bu kültür, varlığımızın büyük çoğunluğu boyunca mitoloji olarak yaygınlaşıyor.

Bu yazımızdaki örnekte ise; bu mitoloji bir profesör tarafından bulunuyor. Bir hikaye kurguluyor; oraya ekliyor. Ekledikten 50 yıl sonra bu kurgunun filmi çekiliyor. Ve filmde geçen bazı içgüdüsel atıflar; milyonlarca yıllık hislerimize atıf yapıyor.

Yüzüklerin Efendisi’nin ilk filmine gidiyoruz. Yüzük Kardeşliği, pek çok seçenek boşa gittikten sonra Moria madenlerine girmek zorunda kalır. Madenler önceden orklar tarafından basılmış ve oradaki cüceler öldürülmüştür. Tam geri dönmeyi düşünürken madenin girişinde de bir canavardan canlarını zor kurtarıp kendilerini içeri kapatırlar. Artık madenden geçmekten başka şansları yoktur.

Afrika’dan kalma huzursuzluklarımız memeli yönümüzün üzerine inşa olmuş durumda. Hepimizin ortak ataları olan Homo sapiens, 200 bin yıl Afrika’da avcı-toplayıcı olarak yaşadı. Pek çok korkumuz burada şekillendi. Gündüz yırtıcılar, gece başka tehlikeler nedeniyle; 200 bin yıl boyunca gün doğmadan hemen önce, yırtıcı tehdidinin en az olduğu zamanda uyanıp gün boyu uzun mesafeler kat ederek yiyecek bulmalıydılar. Akşam başka tehlikeler yaklaşmadan önce sığınacak bir yer gerekliydi. Gece de uykuda bile tetikte olunmalıydı. Karanlık korkumuz buradan kalmadır.

Gandalf yolunu kaybeder. Bir süre orada öylece beklerler. Bir süre sonra hatırlar ve ”Şu taraftan.” der. ”Hatırladı!” diye sevinirler. Şöyle der; “Hayır, hatırlamadım. Ama burada hava daha temiz. Kuşkun varsa, hep burnuna güven

”Burnuna güven” sıradan bir detay değil. Bugünkü ekranlarla dolu renkli dünyamızda anlamak zor da olsa; milyonlarca yıl boyunca en önemli duyumuz koku idi. Koku; aynı zamanda ”ilk evrimleşen” duyumuzdur.

Ve kraliyet odasına varırlar. Her yer ceset doludur, Hobbit’ten bildiğimiz Balin’in mezarını görür, öldüğünü öğrenirler. Yanlışlıkla bir cesedin kuyuya düşmesi büyük bir gürültü koparır. Goblin’ler yerlerini öğrenirler ve kapıya dayanırlar. İşte o ana kadar sessiz olan ekip için artık bir karar verme zamanıdır.

Kaçacak yer yoksa; seçim kolaylaşıyor ve kortizol savaşmak için gerekli odaklanma ve enerjiyi sağlamak için tüm vücut kaynaklarını kontrol etmeye başlıyor.

Milyonlarca yıl; tehlike anında üç seçenek vardı; savaş, kaç ya da başka bir şey yap. İlk ikisini yapanların genleri devam etti. Diğerlerinin etmedi. Bu yüzden bir hormon; bizi tehdit anında şu kararlardan birini vermeye zorlar; savaş ya da kaç. Ve kaçacak yeri olmayan ekip için bu karar son derece nettir; savaşmak.

Savaşıp Goblin’lerden kurtulduktan sonra yaklaşan başka tehdidi beklemek macera aramak olur. Başka çare yokken; beyin savaşmak için gerekli enerjiyi adrenalin ve kortizol sayesinde bulmuştur. Yine kortizol sayesinde; dışarı çıktıkları anda artık mantıklı olan tek bir şey vardır; kaçmak.

Ve goblinler onları yakalar. Ama Balrog gelince hepsi kaçar. Ekibimiz bu kez, tüm tehditlerden daha büyük bir tehditle karşılaştığında da yine aynı tepki ortaya çıkar; kaçmak.

Avlanma, organize olma yeteneklerimiz ve aletlerimiz gelişene kadar; aslanla karşılaştığında; kaçan atalarımız savaşan atalarımızdan daha çok hayatta kaldı.

Bu düşman hepimizi aşar. Koşun!

-Gandalf

Ancak bu sahneyi benim için şahane yapan detay bunlarla sınırlı değil. Elbette “savaş ya da kaç” her gün verdiğimiz bir karar. İnsan ilişkilerinden sosyal medyaya, hayati kararlarımızdan iş yaşamına kadar. Biyolojinin kültüre en büyük etkilerinden biri olarak pek çok filmde karakterler bu kararları verir. Bu sahneyi güzel yapan; beynin kaçacak yer olmadığında savaşmak için cesareti verdiğinin gösterilmesi. Çünkü beyin aynen bunu yapmak zorundadır, kortizol iki yönden de işe yaramaya evrilmiş ve bu da genlerimizin devamını sağlamıştır. Ancak konuyu ilginç kılan esas yere geliyorum.

Gandalf, Balrog ile karşılaşır. Köprüyü yıkar. Balrog aşağı düşerken Gandalf’ın ayağına kementini dolar ve onun da düşmesine yol açar. Tam bu anda Gandalf o meşhur repliği söyler; “Fly you fools”. Hem dublajda (*İstemi Betil’i analım, bu kadar müthiş bir dublaj bir daha gelmedi) hem de altyazılardan on yıllarca “Kaçsanıza aptallar” diye çevrildi; ki doğrudur.

Uçsanıza, aptallar!

-Gandalf

“Fly” kelimesi İngilizce’de “uçmak” manasına geldiği gibi bazı yerlerde “kaçmak” manasına da gelir. Bazı yerlerde derken, mesela nerede; psikolojideki bir tepkiyi tanımlarken; “fight-or-flight response” derken. “Fight or flight” derken ‘kaçmak’ manasına gelebilecek pek çok kelime yerine ”uçmak” anlamındaki ‘flight’ kelimesi kullanılmıştır. Peki “fight-or-flight” nedir; savaş ya da kaç tepkisi.

Mağaraya girişlerinden çıkışına kadar karanlık korkusundan burnumuzla yön bulmamıza kadar içgüdülerimiz işlenip de kaçacak yer olmadığında savaşmak; kaçacak yer olmadığında ya da düşman başaçıkabileceğimizden büyük olduğunda savaşmak tepkisinin özeti bir sahne işlendikten sonra sahnenin “savaş-kaç” fiilindeki “fly” ile bitmesi müthiş bir detaydır benim için. Milyonlarca yıllık içgüdülerin ardından yüzbinlerce yıllık Afrika yaşamının içgüdülerimize etkisi; kültüre yansımış, yani biyoloji kültürü inşa etmiştir.

 1,346 defa toplam okundu,  2 kişi bugün okudu