Hayatını hacklemek: kendi beyninin kontrol odasına girmenin bilimi

Aynı anda üç beyne sahibiz;

  • Sürüngen beyin
  • Limbik sistem
  • Neokorteks

Bu bölümler aynen sürüngenlerde, kuşlarda, memelilerde ve insanlarda da varlar.a Ama ayrı evrimleşme süreçleri geçirdiler, ayrı prosesleri işleyebiliyorlar. Bir sürüngen daha çok sürüngen beynin kontrolde olduğu bir hayat sürerken, bir memeli limbik sistemi ile hareket eder. Geniş bir kortekse sahip insanlar için ise korteks daha önemlidir.

Ama şunu unutmayalım, bunlar sıradan beyin bölümleri değil. Bu üç beyne ayna anda sahibiz ve hangi beynimiz kontrolü ele alırsa alsın; beynin tüm bölümlerine erişimi var.r Sadece direksiyon birinden diğerine geçiyor.

Bir kertenkele küçük bir sesten irkilip nasıl savaş-kaç tepkisine geçiyorsa, tehlike anlarında insan için de aynısı geçerli. Yani sürüngenlerden evrimleşmemizin üzerinden milyonlara yıl geçmiş olsa da hala beynimiz durmaya devam ediyor; çünkü evrim çalışan parçaların üzerine inşa olarak devam eder.n Benzer şekilde; limbik sistem memelilerin hayatlarını sürdürmeye yarar. Duygular ve hisler yoluyla ne yapacaklarına karar verirler, ki insanlar da bazen bu moda geçer, hatta bu modda kalarak düşünmekten kurtulmaya çalışır. Bir anne bebeğini severken oksitosin yükselişi yaşanır, iş arkadaşınız espirinize gülmeyince serotonin düşüşü yaşarsınız. Memeliye dönüşüp duygularımızın kontrolüne girdiğimiz pek çok durum yaşarız.

Kaynak: Yanılgının İcadı

Sürüngen beyin; ”içgüdüler” manasına gelir. Limbik sistem ise; ”duygular”. Peki korteks nedir; ”deneyimler”. Şartlar sürekli değişir, canlılar değişen şartlara adapte oldukça hayatta kalabilir. Yani yaşadıklarımız ne yaptığımız üzerine etkili olmasaydı genlerimiz devam etmezdi. Ama korteks, insan için diğer canlılardan biraz daha farklı anlam taşır.

  • İnsan, diğer canlıların aksine ‘default’ deneyimleri olmadan doğar
  • İnsanın korteksi diğer canlılardan daha büyüktür

Bir ceylan doğar doğmaz yürümeye başlarken insana yürümeyi bile öğretmek gerekir. Doğduktan sonra yıllarca bakıma muhtaç olmamız yetmezmiş gibi; aile eğitimi, okul eğitimi hatta toplumsal kurallar dahil hayatın ilk 3’te birlik kısmını eğitimle geçirir, deneyim edinerek hayata başlarız. Bunun neden böyle olduğu; hızlı beyin büyümesi nedeniyle binlerce yıl önce kadınların kendilerini erken doğuma zorlamış olmaları, 9 aylıktan daha uzun süre doğum yapmayan kadınların doğumda ölmeleri. Bu yüzden henüz anne karnında oluşması gereken deneyimlerimize sahip olmadan doğuyoruz.

Büyük bir kortekse sahip olmak ne anlama gelir? Deneyimlerin çok daha önemli olduğu bir evrimsel süreç yaşanmış olması. İnsanın sürekli değişen şartlara daha hızlı adapte olması gerekmiştir. Sürüngenler içgüdüleri ile deneyimlere çok az güvenerek hayat geçirebilirler. Memeliler duyguları ile deneyimlere çok az ihtiyaç duyarlar. Ama insan için deneyimler her şey demektir. Sadece içgüdüler ve sadece duygular ile hayatta kalamayız.

Büyük bir kortekse sahip olmanın etkisi ile içgüdü ve duyguları baskılayabiliriz ve her gün bunu yaparız. Çekici bulduğumuz biriyle o an çiftleşmeye çalışmayız, açken lokantanın önünden geçince birinin yemeğini önünden almayız, öfkelenince karşımızdaki kişinin yüzüne yumruk patlatmayız. Korteksimiz; duygu ve içgüdülerimizi baskılamamızı sağlar.

Korteksimiz, doğumumuzdan itibaren yaşadığımız ve düşündüğümüz her şeye göre şekillendi. Bir nörondan elektrik geçmesi, bir sonraki sefer o nörondan elektrik geçme ihtimalini artırır. Kullanılmayan nöronlar körelir. Bildiğiniz basit bir matematiksel algoritma olarak düşünün. Çay ile kahve arasında tercih yaparsanız ve çoğunlukla çayı seçerseniz; çayı seçme ihtimaliniz yükselir. Beyniniz o yolu seçmekten keyif alır. Uzun süreli aynı seçimler sonucu o yol sağlamlaşır ve artık o yolu kullanmayınca rahatsız olursunuz, alışkanlıklar böyle doğar.

Benzer şekilde duygular da sinapsları şekillendirir. Tatlı veya acı deneyimler sonucu nöron yollarından defalarca elektrik geçmeden de bir yerde bağıntı oluşabilir. Arkadaşınızla kavga ettiğiniz kafeye bir daha gitmek istemeyebilirsiniz. Sizi düşerken tutan tanımadığınız birinden o an hoşlanmaya başlayabilirsiniz.

Sinapslar

Her saniye bazı nöronları kullanır, bazı nöron yollarını sağlamlaştırırsınız. Bazılarını da kullanmaz, zayıflatırsınız. Ayrıca birlikte olan şeyleri beyin birbirine bağlar, birini görünce diğerini arar. Ayrıca sizin fark etmeyeceğiniz kadar küçük örüntüleri fark eder ve bunları işler. Hatta ayna nöronlar nedeniyle kendi yaşamadığınız deneyimleri bile başkalarını izleyerek edinebilirsiniz. Beynimiz her saniye değişkendir ve bir saniye sonra bir önceki saniyedeki kişi değilsinizdir.

Bunun doğumunuzdan beri gerçekleştiğini düşünün. Sevdiğiniz, nefret ettiğiniz her şey sadece hangi tesadüfi koşullar nedeniyle hangi nöronları ne kadar kullandığınıza, hangi duyguları yaşadığınıza bağlı. Neye alıştığınızdan neyi asla yapmayacağınızı söylediğinize kadar; deneyimle ilişkili. Üstelik ne kadar aksini iddia etseniz bile; bunların tamamı kolaylıkla değiştirilebilir. Alışkanlıkları değiştirerek kullandığınız nöronları kullanmamaya, enerjiyi başka yere aktarmayı başarabilirsiniz. Unutamayacağınızı sandığınız eski sevgilinizi unutabilir, sigarayı bırakabilir, keman çalmayı öğrenebilir, yılan korkunuzu yenebilirsiniz.

Buna nöroplastisite denir. Beynimiz plastik gibidir, esnektir. Kalıcı ve sağlam bağıntılar oluşturduğunuzu sansanız bile onlar gücünü sadece her saniye kendisinden elektrik geçmesinden alır ve kullanmazsanız köreleceği gibi başka nöronlar kullanarak bunu hızlandırabilirsiniz. Yani kim olduğunuzu tamamen ve hızlıca değiştirebilirsiniz.

Ama bir yerlerde birinin bu değiştirme kararını alması gerekir. Yoksa kortekse sahip memeliler ve sürüngenler de bunu yaparlardı. Ama yapamazlar. Biz sadece geniş kortekse sahip memeli değiliz, insanda farklı olan bir şey var. Bir şeye defalarca maruz kaldığınız için yapmazsanız ölecekmiş gibi hissettiğiniz halde yapmama kararı almanızı ya da bir şey sizi ölümüne korkutsa da korkacak bir şey olmadığınızı söylemenizi sağlayan nedir?

Frontal lob

Cevap: Frontal lob. Beynimizin alnımız tarafına düşen bölgesi. İnsan beyninin en son evrimleşen kısmı. Öyle ki, bu kısım evrimleştikten sonraki kısmına ”insan” diyoruz. Bizi ”geniş korteksli memeli” değil de ”insan” yapan şey; frontal lob.

Bir sokak köpeği düşünün. Yapay seçilim sonucu insan görünce sevilmek istiyor, hayatta kalma mekanizması insan sevgisine bağlı olmuş. Ama sokakta çocuklar onu taşlamışlar, canını yakmışlar. Kortekse acı deneyim işaretlenmiş, sinapslar şekilleniş. Bu köpek nerede insan görse kaçmaya devam edecektir. Durduk yere bilinçli olarak bu kararını değiştiremez. Beyninde biyolojinin programladığı matematiksel algoritma; hangi beynin üstün geleceği ile ilgili davranışlar göstermesini sağlar.

Örneğin; açlığı korkusuna baskın gelince korktuğu halde insanların yanına yaklaşabilir. Ama bunun için de bilince veya bir karara gerek yok. Sürüngen beyin, limbik sisteme baskın geliyor; o kadar. Sonra ona yiyecek veren sevecen bir kız çocuğunun yanında korkusuna rağmen yiyecek yedi, o da başını okşadı. Sinapslar iyi yönde şekillendi, kortekse yeni deneyim oluştu. Bu güzel duygu sonraki sefer; korteksin limbik sistemdeki korkuya baksına gelmesine yol açabilir. Yine bir karar yok; yine milyonlarca yıllık algoritmanın işleyişi. Hangi beynin üstün geldiği ile milyonlarca yıldır dönüp duran düzenin kendisi.

İnsanlar da çoğunlukla böyle yaşarlar. Sabah alarm çaldı. Hala uyuması gerektiği bilgisine sahip korteks ile işe gitmezse patrondan azar yeme riskini yüzünden serotonin düşüşü yaşayan limbik sistem arasındaki çatışmadan kim galip gelirse onun istediği olur. Limbik sistemdeki düşüş, kortekse baskın gelince uyanır. Binlerce kez daha kahvaltı bile etmeden sigara içtiği için, kortekste sağlamlaşmış olan nöron yolu onu sigaraya yönlendirir. Otobüse binmeden önce fırının önünden geçerken onu açlığı onu fırına kadar yürümek için dopamini kullanır. O sırada çalan korna ile sürüngen beyin daha düşünmeye fırsat kalmadan anında kaldırıma tekrar çıkmasını sağlayarak onu hayatta tutar.

Toplumun büyük çoğunluğu bir ömür neredeyse hiçbir zaman kararlarını gerçek manada kullanmadan hayatın akışında standart algoritmanın düzenlediği şekilde yaşarlar. Alıştıkları düzenler, aşina oldukları düşünceler, hayat boyu edindikleri kültür ve deneyimler ile sürekli olarak korteks, libmik sistem ve sürüngen beyin arasında gidip gelirler. Kendi istediğini zannederek bir şey yapmak konusunda beyni onu ikna etse de; aslında tek yaptığı matematiksel olarak hangi nöronlardan daha çok elektrik geçtiği, sinapsların hangi olaylara göre şekillendiği ve evrimsel süreçte sahip olduğu sürüngen ve memeli beynin; aslında kesinlikle hiç uyumlu olmadığı modern toplumda durduk yere onu yönlendirmesine esir olarak yaşarlar.

Yani insanların çoğu; modern toplumda yaşayan sıradan bir hayvandır.

”Sevmiyorum işte, ne yapabilirim”, ”Ben bağımlıyım, başka çarem yok”, ”Ben hayatta onu öğrenemem”. Frontal lob olmasa insanlar haklı olacaktı. Defalarca o nöron yolunu kullanmış, sonraki sefer o nöron yolu baskın gelecekti ve hakikaten sigarayı bırakamayacak, her akşamki rutininin dışına çıkamayacak, telefonu elinden bırakamayacaktı.

Ama frontal lob, tüm bu iddiaları boşa çıkarır. Bir karar almak, kendine dışarıdan bakmak yeterlidir. Evet, insanı insan yapan vasıflardan biri budur; kendimize dışarıdan bakabiliriz. Deneyim, nöron yolları, sinapslar ne söylerse söylesin; o an onu yapmadan durabiliriz. Dahası; bir ”life hacks” metodu olarak; bunu yapmak için işlerimizi kolaylaştırabiliriz.

”Düşünmek” dediğimiz davranış frontal lobdadır. Evrende bildiğimiz kadarıyla bir tek insan; evrenin anlamı üzerine kafa yorabilecek zekaya sahip. İnsan beyni bilinen en karmaşık madde; hatta evrenin tamamından daha karmaşık.

Günlük hayatta çoğu davranışımız ”otomatik süreç” altında yaşanır. Bir şeyi birkaç kez yaptığınızda beyin onu kortekse taşır ve artık düşünmenize gerek kalmaz. Bir futbolcu düşünerek değil düşünmeden şut attığında daha başarılı olur; çünkü bilinçdışı örüntüyü kortekse tanımlar ve bilincin anlayamayacağı kadar karmaşık nöron yollar oluşturur; her kas, kemik, sinir ve hücre üzerine düşünerek. Bilincimiz bunu yapamaz.

Bir çita nasıl koştuğu üzerine düşünmez, otomatik süreçtedir. Ama insanın bir de hayvanların sahip olmadığı ”derin düşünme” modu vardır. Bu mod çok enerji harcar ve sürekli bu modda kalınamaz. Ama bir hayat sırrı olarak; bilincimizi dışarıdan yönlendirerek işin büyük kısmını otomatik sürece atabiliriz. Böylece çok az ama bilinçli kararlar vererek hayatın direksiyonunu birden lehimize çevirebiliriz.

Frontal lobunu kullanan bir insan; değiştirmek istediği avantajlarını değiştirmek için düşüncesini kullanır. Ortamını, rutinlerini değiştirerek istediği kişi olmaya giden yolu kolaylaştırır. Bir bağımlı için ne kadar zorsa onun için de o kadar zordur. Ama frontal lob; bunu kolaylaştırmanızı sağlayacak davranışları bulabilir, bilimi ve teknolojiyi kullanır, başkalarının deneyimlerini ödünç alır. Zor bir işi kolay hale getirir.

Entelektüellik nedir; hayatta kalmak için beyninizin sizi yönlendirdiği içgüdüsel davranışlar dışında da bir şeyler yapmak. Sıradan bir insan sokak köpeği örneğindeki gibi beyninin modlarının kendi içindeki savaştan kimin galip çıktığına göre davranışlarının akışında yaşarken; düşünen insanlar akışı dilediği gibi yönlendirip enerjisini frontal loba taşırlar. Önemli insanları düşünün. Sürüngen beyin, limbik sistem ve korteks; onları da hayatta kalmak konusunda uyarmaya çalışıyordu, ama onlar her kararını kendi adına kendisi veriyor, beynini dilediği alana kendisi yönlendiriyordu.

  • ”Ben sigarayı bırakamıyorum, içmezsem elim ayağım titriyor.” Haklısın, defalarca maruz kalma sonucu korteksin sigara ile birlikte şekillendi ama bırakma kararı alırsan kullanmadığın nöronlar yeni bağlantılar oluşturacak, elektrik başka kanallardan gidecek.
  • ”Bir keresinde muzdan zehirlendim, hayatım boyunca yemeyeceğim” Tiksinme, atalarımızı hayatta tutmuş olan içgüdü. Beynin muz yersen öleceğini düşünen sinapslar oluşturmuş. Defalarca muz yersen nöron yolları oluşur ya da aç bir anında yersen beyin seni ölmekten muzun kurtardığı ile ilgili sinapslar şekillendirir.
  • ”Ben örümcekten ölesiye korkuyorum.” Sürüngen beynin 200 bin yıl Afrika’da yaşamış Homo sapiens atalarının ölümüne en çok yol açan bu böcekten korkmana neden oluyor, böylece seni hayatta tutmaya çalışıyor. Etrafımızdaki örümceklerin zehirli olmadığı bilgisi ve maruz kalma sonucu korteks yoluyla sürüngen beyne baskın gelebilirsin.
  • ”Sevgilimden ayrıldım, hayatın anlamı bitti” Beynin genlerin devamını tehlikeye attığın için buna ölme ihtimali gibi tepki gösteriyor. Limbik sistemde oksitosin ve dopamin düşüşü yaşıyorsun. Başka deneyimler ile bu hormonları yükseltip hayatın devam ettiğine kendini ikna edebilirsin.
  • ”Bir sürü hayat sorunum olduğu halde sosyal medyadan ayrılamıyorum.” Beynini sonsuz anlık etkileşime adapte olarak karar alma süreçlerini hayat boyu erteleyebilirsin, çağın hastalığı bu. Ama şuan karar alıp hayatla ilgili tüm kararları gözden geçirebilecek mekanizma; milyonlarca yılın ardından bu çağa ulaşmayı başarmış bu müthiş beyin için bu kararı almak çok kolay. Uygulamanın kolay olması için de korteksi kendi isteğinle yönlendirmen gerekli..

Çağımız insanı neden duşta müzik dinliyor, yemekte dizi izliyor, dişçi randevusu beklerken telefonla oynuyor, uykudan bayılana kadar ekrana bakmayı bırakmıyor; karar alması gerektiğini söyleyen frontal lobla başbaşba kalmaktan kaçmak için. Bertrand Russell der ki; ”İnsanların çoğu düşünmektense ölmeyi yeğler, gerçekten de yaptıkları budur.”

Müthiş bir çağdayız, harika kitaplar var, bilim inanılmaz ilerledi. Kendi hayatımızın kontrolünü alacak her şey elimizde mevcut. Basit bir telefon, not defteri, bilgisayar, çalışma masası ve kahve ile her gün kararlar alan ve hayatı istediği yöne çeken biri olabilirsiniz. Frontal lobunuzu kullanarak; korteksinizi, limbik sisteminizi, sürüngen beyninizi yönetebilir; zor şeyleri kolay hale getirip hayatı tüm zorluklarına rağmen katlanılabilir hale getirdiğiniz gibi, ortaya müthiş şeyler çıkarıp entelektüel hazlar yaşayabilirsiniz.

Not: Frontal loba geçmeyi sonsuza kadar erteleyemezsiniz, bunu siz yapmazsanız beyniniz kendisi yapar; adına da depresyon denir. Korteksinize tanımlanmış keyiflerinizi bile daha fazla düşünüp önemli kararlar almanız için askıya alır. Düşünmeyi sürekli ertelemenin bedeli; sürekli düşünmeye mahkum olmaktır.

Not: Korteks ”zeka”dır, frontal lob ”akıl”. Aklın önemini bu yazıda okudunuz, zeki olmanın dezavantajı üzerine bu yazıyı okuyabilirsiniz.

 8,947 defa toplam okundu,  30 kişi bugün okudu

Zeka nerededir? Zeki olmak neden dezavantajdır?

Beynimizi içten dışa evrimsel katmanlarla inceleyelim.

Sürüngen beyin, hayatta kalma içgüdülerimize sahip kısmımız. Milyonlarca yıldır nesilden nesile aktarılan mekanizmalarımız burada.

Limbik sistem, duygularımız. Hayatta kalmak için biraz daha kompleks yapılarımızdan oluşuyor.

Korteks ise; deneyimlerimiz. Doğumumuzdan itibaren kullandığımız nöronlar, bunlar arasındaki bağıntılar ve sinapslar burada şekilleniyor. Yaptığımız ve düşündüğümüz her şey; her saniye bu bağıntıların oluşması, sağlamlaşması veya kaybolması üzerine.

Kaynak: Yanılgının İcadı

İnsan, diğer canlılara kıyasla büyük bir kortekse sahiptir. Ama onların aksine neredeyse hiç bağıntı olmadan doğar. Yani iki nedenle de doğum sonrası deneyimler büyük önem taşır. Bir ceylan doğar doğmaz yürürken, insana bu bağıntıları bile doğduktan sonra oluşturmak gerekir. Üstelik kültürel olarak çok kompleks bir dünyaya geldiğimiz için, on yıllar boyunca eğitim alırız.

Yaptığımız tüm davranışlarımız ve düşüncelerimiz yukarıdaki hiyeraşi ile açıklanır. Örneğin, yüksek ses duyunca kafanızı eğmenizden içtiğinizin içinde bir şey olduğunu fark edince tükürmenize ya da bozuk sütün kokusunu kötü bulmanıza kadar limbik sistem ve sürüngen beyinle ilişkilidir. Atalarınızı hayatta tutmuş mekanizmaların genler yoluyla beyninizde bulunan yansımalarıdır.

Buna karşılık; bazı insanlar bazı şeyleri sever ya da nefret eder. Herkesin hoşlandığı bir şeyden hoşlanmayabilirsiniz. Benzer durumlarda farklı davranışlar geliştirebilirsiniz. Bazı konularda iyi ya da kötü olabilirsiniz. Bunlar doğduktan sonra oluşturduğunuz bağıntılarla ilgilidir. Hangi nöron yollarının sağlamlaştığından hangi sinapsların oluştuğuna kadar.

Yani bu mekanizma, neredeyse her şeyi açıklıyor Peki zeka nerededir? Maalesef zekaya insanların yüklediği anlam ile gerçekte olan farklıdır ve cevap neredeyse hiçbir zaman zeka ile ilişkili değildir. Beyinle ilgili bir konuda ana gündemi zeka olandan, zeka satandan, zeka pazarlayandan kaçınız. Beyinle ilgili işe yarar neredeyse hiçbir şey zeka ile açıklanmaz. (Kitaplığımdan beyinle 500 kitap seçsem, belki 5 tanesinde zekayla ilgili kısımlar bulurum)

Michelangelo’nun sanatta inanılmaz olmasına bakarsınız. Sonra öğrenirsiniz ki 5 yaşından itibaren gece gündüz büyük ustaların yanında çalışmış. Büyük çalışmaları bir ömür nöron yollarının ve sinapsların şekillenmesi ile oluşmuş.

Müthiş frikik atan bir futbolcuya bakarsınız. Öğrenirsiniz ki; antremanlardan önce 1 saat çalışıyor. Aynı şutu milyon kez ata ata artık ustalaşmış

Elbette doğuştan ortalama insanların belki asla yapamayacağı yeteneklere sahip insanlar var ve bunlara ”dahi” diyoruz. Ama ortalama kitle olarak bizler neredeyse her zaman aslında çalışarak kazanabileceğimiz yeteneklere imreniyoruz. ,

Soldaki bir beş yaşındaki bir dehanın çizimi. Ortadaki Da Vinci’nin bir ömürlük çalışma sonucu edindiği.

Beyin, sık kullanılan nöron yolunu sağlamlaştırır, miyelinler oluşur. En kısa yollar üzerinde örüntü oluşturur. Duygular sinapsları şekillendirir. Zeki dediğimiz insanların ”otomatik” gelen davranışları hakikaten otomatiktir, çünkü beyinleri doğduktan sonraki deneyimlere göre daha az enerji harcamak için o yolları sağlamlaştırmıştır.

Ama sanıldığı gibi ”her konuda” işe yarayan bir zeka çeşidi yoktur. Zeki gördüğünüz insanların çoğunlukla bazı konularda zeki olduğunu, başka konulara geçildiğinde gerçekten de sizin kadar çabalaması gerektiğini görürsünüz. İmrendiğiniz avantajlar; doğum sonrası deneyimlerdir.

Kendi bağıntılarınızı oluşturarak dilediğiniz konuda zekileşebilirsiniz.

Doğuştan gelen avantaj yok mudur; vardır. Bir arkadaşınız piyano çalmayı 10 ayda öğrenirken, siz 14 ayda öğrenebilirsiniz. Ama onun iki katı çalışarak ondan önce öğrenmek mümkün. Buna karşılık aynı arkadaşınızla farklı konuda siz avantajlı, o dezavantajlı da olabilir. ”Bireysellik çağı” üzerine yorumlar ve araştırmalara bakılırsa insan sayısı kadar ayrı beyin türü, çünkü ayrı bağıntılar var. Siz kendi beyninizle ilgileniniz.

Yani dilediğiniz konuda siz de zeki olabilirsiniz. ”Çok zeki” dediğiniz insanlar avantajlı olduğu cephede çarpışıyordur.

Yani ilginç şekilde; bu çağda zeka dezavantajdır. Çağ öyle hızlı değişiyor ki, bir alanda sağlamlaşmış bağıntılara sahip insanlar başka alanlara adapte olamıyor. Hiç bağıntısı olmayan sıradan bir insan yeni bir işte daha kolay adapte oluyor. Ama bağıntılar sürekli değişken. Artık zeka çağında değiliz. İşler, unvanlar, meslekler, ihtiyaçlar ve çağ aşırı değişken durumda.

Hatta çoğu araştırma artık bir alanda en uç noktaya gitmiş insanlar yerine çok fazla alanda sıradan işler yapmış insanların daha çok işe girdiğini söylüyor. Çünkü ”uzmanlık”; çok sağlamlaşmış nöron yolları ve bağıntılar demek iken ”çokyönlülük” pek çok sağlamlaşmaya müsait bağıntı ihtimali demek. Yani bu kadar multidisipliner çalışılan bir çağda çokyönlü olmak bir alanda en iyi olmaktan daha büyük avantaj.

Bu yazının konusu olmasa da aşırı zeki ”savant”larla ilgili örneklere bakılabilir. “Aptal dahi sendromu”nda insanlar hiçbir insanın çalışarak bile sahip olamayacağı vasıflara sahip olabiliyor. Aklından milyar basamaklı sayıları çarpmak, yere düşen kibrit kutusundaki kibritleri tek görüşte saymak ya da muazzam piyano yeteneğine sahip olmak gibi. Ama aynı kişiler sokağa bırakıldıklarında evinin yolunu bulamıyor ya da sıradan günlük faaliyetlerde bile sıkıntı yaşıyorlar. Hatta günlük hayata kazandırılmaları artırıldığında, deha yeteneklerinde gerileme görülüyor.

Bir konudaki zeka; insana kendini iyi hissettirdiği savaşa çağırıp durur. Zeki olduğunuz alanda kalmak istersiniz. Karşınıza pek çok fırsat çıktığında bile kendinizi iyi hissettiğiniz, avantajlı olduğunuz cepheye kaçarsınız. Hayatın başında bir konuda avantajlı olduysanız ve o konudaki avantaj sonucu başarı elde ettiyseniz, yetenekli görüldüyseniz, kendinizi iyi hissettiyseniz; o nöron yolları ve sinapslar tüm düşüncenizi şekillendirir. O geniş korteks, yani aslında o zekanın kendisi hayatın kalanı için dezavantaj olabilir. Hayatın kalanını tek bir başarı üzerine inşa etmemek için belki de zeki olmamak en iyisidir.

Anlayacağınız gibi zeka ”korteks”tedir ve insanların sandığı gibi bir kavram değildir. Beynin tümünün kendi içinde organize çalışmak için bazı bağıntıları fazla kullanmaktan kaynaklı kısayollar oluşturmasıdır. Ve her konuda geçerli değildir.

Ancak akıl öyle değildir. Peki akıl nerededir?

ikinci yazıda ”akıl” konusuna geçiyoruz.

 6,184 defa toplam okundu,  18 kişi bugün okudu

Beynimiz neden böyle çalışmaz: direksiyonda kim var?

İki hemisfer ile adeta iki ayrı beyne sahibiz. Öyle ki, beyinlerinin yarısı alınan hastalar ‘neredeyse’ normal şekilde hayatlarına devam edebiliyorlar. Bölünmüş beyin hastalarında vücudun bazı uzuvları ayrı bir insan gibi davranıyor; ki öyle sayılır.

Peki günlük hayatta hangi beynimizin kontrolde olduğuna kim karar veriyor? Video bu konuyu açmak için ilham verdi. Görüldüğü gibi genç kız araba kullanmayı öğrenirken babası da direksiyonda. Panik anında ikisinin de eli direksiyona gidiyor, bu noktada arabayı kimin kullandığı belli değil. Ve kaza gerçekleşiyor.

Beynimizi bu otomobil gibi düşünelim. Tek direksiyon ve iki hemisfer var. Eğer her olayda iki beynimiz de direksiyonu kontrol etseydi genlerimiz bugüne ulaşmazdı. Eninde sonunda bir beynimiz direksiyonda olmalı, panik anında bile.

Dolayısıyla iki beynimizden biri daima direksiyonda iken diğerinden gelen uyarıları görmezden gelerek yola devam eder. Bir beynimiz (direksiyondaki kız gibi) arabayı kullanmaktadır, diğeri (ön koltuktaki baba gibi) ona sürekli yol, hız ve risklerle ilgili uyarılarda bulunmaktadır.

Bunu günlük hayatta sürekli yaşarız ama direksiyondaki beynimiz bizi diğerinden gelen uyarılar konusunda haberdar etmeden arabayı kullanmaya devam eder. Örneğin ayağınızdaki küçük bir acıyı fark etmezsiniz, kulağınıza giren çoğu sesten haberdar olmazsınız, yanıldığınız bir konuda kendinize inanmaya devam edersiniz. Kendi beyniniz tarafından gelen uyarıları bastırmak; yeninizin yarısının yaptığı iştir.

Kaldırımda yürüyorsunuz diyelim. Yoldan araçlar geçiyor. Beyniniz bir tanesinin diğerlerinden hızlı geldiğini söyledi, yürümeye devam edersiniz. Işığın diğerlerinden yakın olduğunu söyledi, yürümeye devam edersiniz. Ama araba kaldırıma çıktığına dair bir ses geldi.

İşte o an artık diğer beyninizi duymazdan gelmeyi bırakırsınız, önkoltukta oturan direksiyonu alır. Videodaki gibi her ikisi de direksiyonda olmaz, direksiyon mantıklı beyninize geçer. Ve böylece hayatta kalırsınız. Panik anında iki beyniniz de direksiyonda olsaydı ya da diğer beyninizi sonsuza kadar görmezden gelseydiniz, genleriniz bugüne ulaşmazdı.

Eğer kaldırımda yürürken her küçük detayı dikkate alsaydınız da ilerleyemezdiniz. Evrimsel mekanizma; beyinlerinizin bir tanesini uyarıları dikkate almamaya, diğerini de her uyarıyı değerlendirmeye yönlendirmiştir. Genlerimizin bugüne gelmesi, bazen aptalca bile olsa davranışlarımızda ısrar etmek, kendimize inanmak ve kendimizi kandırmak sayesinde oldu.

Günlük hayatta da böyleyiz, her an kendimizi kandırıyoruz. Bir arkadaşınızın aslında güvenilmez olduğuna dair bilgi aldınız, küçük bir yalanını yakaladınız, ufak bir şüphelenme yaşadınız. Bunlar fikrinizi değiştirmeye yetmiyor. Ama günün birinde inkar edilemez öyle bir bilgi geliyor ki, diğer beyniniz devreye giriyor.

Beklentinin yıkılmadan önce, kendimizi kandırdığımız ortaya çıkana kadar direniriz, hatta ortaya çıkması gereken, diğer beynimizin direksiyona geçmesi gereken anlarda tepkiselleşiriz. Tartışmalarda genelde yaşanan budur. Karşı tarafın duymak istemediği şeyler ortaya çıkardıkça, diğer beyni ona uyarıları bağırdıkça; direksiyondaki kız babasını duymazdan gelmeye devam eder ve onu duymamak için sinirlenir.

Bu iki hemisferin hangi hemisferler olduğu başka bir yazı konusu.

 3,553 defa toplam okundu,  16 kişi bugün okudu