Dini uygulamalar biyolojik nedenlerle ortaya çıkmış olabilir mi?

İnternetteki bu caps, önemli bir konuyu açmak için iyi bi fırsat; Biyolojinin Kültüre etkisi. Capta ”ilginç şekilde” Covid-19 tedbirleri ile Arapların (özellikle İslam’ın demiyorum) ‘dini’ uygulamalarının benzerliği hicvediliyor.

Peki bunlarda sıradan benzer uygulamalar değilse? Hayatınızda hiç aklınıza gelmeyecek bir bakış açısına hazır olun.

Ortak Homo sapiens atalarımız 200.000 yıl Afrika’da yaşadılar. Bu gruptan ilk kez 100 bin yıl önce bir grup Bereketli Hilal’e vardı. İnek, koyun, domuz, at vs. burada evcilleştirildi.

Biyoloji ile psikolojinin dengee olduğu, hayatta kalmak için ateş ve silah dışında kültüre ihtiyacın çok az olduğu Afrika’dan, dünyanın farklı bölgelerine giden atalarımız, o bölgelerde hayatta kalmak için sürekli bir şeyler icat etmek durumunda kaldılar.

Sadece gıda konusundan örnek verelim. Ete acı katıldığında daha uzun dayanır çünkü bakteriler inhibe olur. Buzdolabı olmayan binlerce yılda, eti daha uzun dayandırmanın bir yolunun keşfi zamanla külürü oluşturur. Gelecek nesiller neden bunun yapıldığını unutsa bile nesilden nesile bu bilgi aktarılmaya devam eder. Örneğin, reçel; şekerle dayandırma yöntemidir. Turşu; asitle dayandırma yöntemidir. Çiğköfte; acı ile dayandırma yöntemidir. Mikrobiyoloji bilimi bile yokken; binlerce yıl gıdaları dayandırmanın yollarını keşfetmiştik.

Kültür bu işe yarar. Bugün buzdolapları var ve artık şimdiki nesiller tarafından sadece lezzet için turşu yapıldığı zannediliyor. Kışın da çilek yiyebilmek için reçelin icat edildiğini bilmemize gerek yok, çünkü artık kışın da çilek bulabildiğimiz için mevsime bağlı koşullar için üretilmiş kültür tuhaf geliyor. Markette, lokantalarda sürekli yiyecek var ama kış gelirken yiyecek depolama alışkanlığı sürüyor. Bugün pek çok şeyi; o kültüre ihtiyaç olan binlerce yıllık koşulunda anlayamıyoruz, o kültürü icat eden sebebi bilmiyoruz.

Rahatsızlıklarımızın, uyumsuzlukların neredeyse tamamını Afrika’dan ayrılmakla icat etmiş olduk. Ama hastalığı 12 bin yıl önce icat ettiğimiz söylenebilir; sebebi ise evcilleştirmeler. Yapay seçilim sonucu doğada olmayan türler icat ettik ve beklenmedik bir etkisi oldu. Hayvanların hastalıkları insanlara geçti. Jared Diamond’un özetlemesi ile; çiçek, grip, verem, sıtma, veba, kızamık, kolera vs.; hayvan hastalıklarının evrimleşmiş halidir ve artık neredeyse yalnızca insanlarda görülür.

Tüfek, Mikrop ve Çelik, Jared Diamond

Dimond der ki; tarih boyu savaşların çoğunda kaderi hastalıklar belirlemiştir. Ne zaman bir bölge insanı, hiç o hastalığa yakalanmamış başka bir bölge insanı ile karşılaşsa, büyük ihtimalle ölürdü. 12 bin yıl bu şekilde geçti. Yabancı biri köyünüze girerse, büyük ihtimalle ölüyordunuz. Zaman içinde hayatta kalanların genleri her türlü antikoru bulunduran, bağışıklık kazanmış kişilerden oluşmaya başladı. Bu yüzden genetik çeşitlilik, ender özellikler bizlere çekici geliyor; çünkü karşı tarafda ne kadar çeşitli genler varsa, neslinizin bağışıklıağ sahip olması ve hayatta kalma ihtimali artıyordu.

Milyonlarca Aztekli, bir avuç İspanyol tarafından katledildi. Bu nasıl mümkün oldu? Sebeplerden biri İspanyollarda tüfek olmasıydı. Diğer sebep ise; yanlarında getirdiği hastalıklardı. Eski Dünya’da binlerce yılda daha geniş bir bağışıklık yerleşmişti, sadece kendi bölgesinde yaşayan Aztekliler bu hastalıklara dayanamadılar.

Jared Diamond’dan bir örnek daha verelim 1781’da Faroe Adaları’na giden Danimarkalı bir denizci, kızamık hastasıydı. üç ay içinde tüm ada kızamığa yakalandı ve büyük çoğu öldü. Avrupa’da yakalanılıp iyileşen bir hastalık idi çünkü yaşayanlar binlerce yıl içine aynı şekilde yakalanıp hayatta kalanların genlerini taşıyor. Ama ilk kez bir hastalık bir bölgeye gittiğinde yaşanan budur.

Şimdi bu bildiklerimizle şunu anlamak zor değil; toplumların yabancılara önyargısı, kendi içine kapanması, bunu destekleyen kültürler icat etmesi durduk yere değil. Her yabancı, bir çeşit bilmediğiniz bela ve ölüm riski idi. Hastalıklar bu sebeplerden sadece biri.

Peki din bu işin neredesinde? Dini uygulamalar bunları akıl edip mi yerleşti yoksa zaten bu kültür vardı, din bunun parçası mı oldu?

Çöl ikliminde yaşanan topluluklarda, binlerce yıl boyunca bir hastalık görülüyordu; ”fimosis”. Erkeklerin penis başının tozdan dolayı iltihaplanması adı verilen bu rahatsızlık cinsel ilişkiyi imkansız hale getiriyordu. Tüm erkekler bunu yaşadığı için, bundan kurtulanların genlerinin devam etmesi gerekir. Öyle olmuştu, çünkü ”sünnet olmak” adı verilen ve penis uç derisinin kesilmesi kültürü icat edilmişti. Biyoloji kültürü etkilemiştir.

İlginç olan; İbrahim peygamberden devam eden bir Yahudi kültürü ve sonradan Araplar tarafından devam edilen bir uygulama olmakla kalmaz. Aynı uygulama; Yahudilikten ve Araplardan habersiz Afrika kabilelerinde ve Avustralya yerlilerinde dahi binlerce yıldır uygulanmaktadır. Yani dini uygulama olarak bilinen bir şey; aslında çöl ikliminde hayatta kalmak için icat edilmiş kültürdür.

Bıçak Altında, Arnold van de Laar

İlginç olan, bugün bir İslam dini zorunluluğu olarak bilinen bu uygulamanın Kur’an’da yer almamasıdır. Esasında burada ilginç bir şey ortaya çıkıyor; Araplar, Muhammed peygamberden önce de sünnet oluyorlardı. Din indikten sonra bunun dini bir uygulama olduğu düşünüldü. Bir bölgeyi kapsayan kültür; geleneğe dönüştü. Sebepler ortada olmadığı halde devam ettirilen kültüre ”gelenek” diyoruz. Ama insanlar din zannetmeye devam ettiler.

Yanılgının İcadı, Abdullah Reha Nazlı

Dahası; böyle pek çok uygulama bölgelerin hayatta kalma koşulları nedeniyle oluşturdukları kültürle ilgili. Yani bir bölgede bir din ortaya çıkınca, o bölgenin kültürü din zannedilerek yayılıyor. Dolayısıyla; din adına şiddetle savunulan çoğu görüş ve uygulama aslında dinin gündeminde yer almayan şeyler oluyor. Dahası; kültürün alanı olsa hakikaten tüm insanlığı kapsaması gerekecek uygulamaların çoğu da sadece o bölge insanının yararına olan kültür çıkıyor, dünyanın kalanı için gereksiz oluyor.

İlginç bir örnek verelim; Araplar, Muhammed peygamberden önce de sonra da sağ elle yemeğe alışmışlardı. Bu bir kültürdür. Şöyle düşünün; sabunun, hijyenin, mutfağın olmadığı binlerce yıl geçirilen topraklardasınız. Tüm pis şeyleri sol elle, tüm temiz şeyleri sağ elle yaparsanız; bunlar olmadan da oldukça güvense olursunuz. Dışkı yoluyla bulaşma sonucu E.coli içeren bir şey tüketme şansınız oldukça düşer. Esasında oldukça müthiş bir uygulama. Zekice tabirini burada kullanamayız; çünkü insanlar ne E.coli’den haberdardı, ne de bunu akıl ettiler. Böyle uygulamaları yapanların genleri daha çok devam etmesi sonucu biyoloji kültürü etkiledi. Yani bu uygulamalar binlerce yılda yerleşti.

Gördüğünüz gibi bu uygulamanın bile din ile ilgilisi yok. Müslümanlar dünyanın her bölgesine bu uygulamayı götürdüler, çünkü sebebini bilmiyorlardı. Hatta bu uygulama çok büyük bir kültür evrimleşmesine uğramış durumda. Tuvalete girerken sol ayakla girmek gibi türevleri mevcut. Kültür geleneğe dönüştüğünde böyle şeyler olur.

Şimdi burada aslında müthiş bir şey ortaya çıkıyor. Dinler de bir çeşit kültürdür. Dinler; biyolojinin etkisi ile ortaya çıkmış kültürün icadı mıdır? İnanan biri ise şunu sorabilir; dinler, her bölgeye ilahi güç tarafından kültürün uygulamanmasını sağlamak için mi gönderildi?

Bu o kadar ilginç bir konu ki; Kur’an’da dinin amacının insanları sahip oldukları yaratılışa ”fıtrata” döndürmek olduğu söylenir. (30. sure 30. ayet) Temizlikten oruca, domuz etinden alkole kadar uygulamalar; üzerine tek tek tartışılması gereken ilginç konular.

Konuyu daha da ilginç yapan ise; elimizde ciddi bir örnek olması. Veba salgını, yüzyıllar sürdü ve Avrupa nüfusunun 3’te birinin ölümüne yol açtı. Ancak, Bilim Tarihi kitaplarında dahi okuduğum üzere, Yahudi ve Müslümanlar bu salgından daha az etkileniyordu. Çünkü dinlerinin uygulamaları gereği temizliğe önem veriyorlardı. Hristiyanlar ise neden kendilerinden daha az etkilendiklerine anlam veremedikleri için Müslüman ve Yahudilere şiddet uygulamaları göstermiştir.

VikiPedi

Mikroorganizmalarla savaşımız milyonlarca yıldır sürüyor. Kültürel evrimi icat ettiğimizden beri savaşımızı teknoloji yoluyla sürdürüyoruz. Hastalığa yakalanan ölür, kalanların genleri sonraki nesli o hastalığa dirençli hale getirirdi. Biyolojik yoldan savaşımız milyonlarca yıl böyle sürdü. Ama artık herkesin ölmesini beklemiyoruz. Her şey ile teknoloji ile savaşıyoruz. Aşılarımız, ilaçlarımız, antibiyotiklerimiz, dezefektanlarımız var. Sorun şu ki; biz güçlendikçe düşmanımız evrim geçiriyor. Rekabet kızşıyor.

Covid-19 nedeniyle artık anlamak daha kolay. kusursuz bağışılığa sahip değiliz ve dünyanın öbür ucundan gelen bir virüs buradaki herkesin maske takmasına yol açabiliyor. Ama bugün daha güçlüyüz, aşıyı hemen bulduk, yoğun bakım ünitlerimiz ve solunum cihazlarımız var.

Ama atalarımızın yoktu. Savaşmaktansa yakalanmamak gerekiyordu. Önlem almak tedavi etmekten önemliydi, ki bugün bile öyle. Dolayısıyla binlerce yılda yerleşmiş kültüre çok dikkatli gözle bakmak gerekir. Uygulamalar için sebepler bugün için ortadan kalkmış olsa da; o dönem insanların için önemli idi. Bu şekilde; dinlerin tüm uygulamalarının doğru olduğunu savunmuyoruz ama bilimi keşfedip toplumu araştırdıkça ortaya çıkıyor ki; din de atalarımızın hayatta kalmak için kullandığı kültürden biri. Bugün diyete, tedaviye, YouTube videolarına ihtiyaç duyduğumuz gibi onlar da bir şekilde işe yaramış uygulamalara ihtiyaç duydular ve bir şeylere sığınarak genlerini devam ettirebildiler.

Şimdi en baştaki caps’a gelelim. Tokalaşmamak, yüzünü kapatmak, dışarı gereksiz çıkmamak. Erkek açısından bu uygulamaların virüsle alakası yok gözüküyor, ama dinle de alakası yok, dinde böyle bir şey yok. Bu bir gelenek. O gelenek de bir zamanlar işe yaramış bir kültüre dayanıyor. O kültür de pek çok sebebe dayanabilir; ki bunlardan bir tanesi virüsler ve hastalıklardır.

Konuyu daha ilginç bir yere taşıyorum; içdülerimize yüzbinlerce yılda yerleşmiş çoğu korkumuz; kültürün ve dinin konusu haline gelmiştir. Afrika’da yüzbinlerce yıl yaşayan atalarımızdan bize yılan korkusu ve gece karanlığının tehlikeleri miras kaldı. Edebiyattan mitolojiye kadar bakarsınız ki; yılan en korkulan, nefret edilen semboldür, hatta kutsal kitaplara bile girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu dahil pek çok devlette binlerce yıl hava kararınca dışarı çıkmak büyük ayıp ve suç olarak görülürdü; bence sebebi Afrika’dan kalma gecenin tehlikelerinin içgüdülere yansımasına dayanıyor. Biyoloji psikolojiyi, psikoloji kültürü etkiliyor.

Mikroorganizmalarla savaşımız üzerine pek çok kitaba bakarsanız şöyle bir hisse kapılırsınız; ”Nasıl oldu da korkmadan milyonlarca insanın dolaştığı sokaklarda dolaşmaya karar verdik? Hastalık bulaşmasından nasıl oluyor da korkmuyoruz?” Aşılar, ilaçlar vs. bizi on yıllarca oyaladı, hastalık bize ulaşmadan tedavi bize ulaştı diye rahattık. Ama virüs artık bizim teknoloji ürettiğimizden hızlı evrimleşiyor ve belki de sokakta rahatça dolaşma günleri sona erdi.

Yeniden kültürün binlerce yılda icat ettiği düzene dönüyor olabiliriz. Belki maske kalıcı olacak, belki evden çıkmak büyük risk olmasına alışacağız, belki de aşı üstüne aşı bile yetmeyecek ve kısa zamanda tamamen evlere kapanıp insan görmeden yaşayıp gideceğiz. Kültürün icat ettiğini kültür yoluyla kaldırmıştık, ama sebepler durduğu sürece yeniden aynı kültürü icat etmeyi sürdüyoruz.

 5,339 defa toplam okundu,  64 kişi bugün okudu