Smiling woman at home watching movie on the laptop

Keyifleri bölmek neden depresyonu önler?

Yüzbinlerce yıl önceye gidelim.

Günboyu yürüyüp küçük bir yemiş buluyorsunuz. Biraz daha gidip elma buluyorsunuz. Biraz daha gidip başka bir şey arıyorsunuz. Yürüdüğünüz yolu heba ederseniz; bulduğunuz şeylerin sağladığı enerji, ya da bulamamak; yürümek için gereken enerjiyi karşılamaz. Bu yüzden de her adımınızı dikkatli seçmeniz gerekir.

Bu yüzden de sinapslar; daha önce işe yaramış bağlantıları işaretler, iyi şeylere çıkan davranışlar iyi hisler yaşatır. Eğer bir yoldan yürüyüp sonunda su bulamazsanız, ya da yanlış bir şey yapıp aslanların elinden zor kurtulursanız; sinapslar bunları da kötü duygularla eşler. Böylece bir dahaki sefer hislerinizi takip ederek hayatta kalma şansınızı artırırsınız.

Uzun bir yol gittiniz ve elma dolu bir ağaçla karşılaştınız. Bu çok büyük bir ödüldür. Bugün için anlamak zor; ama hayatta kalmamız böyle şeylere bağlıydı ve olgun bir meyve bulmak bile çok zordu. Biraz daha ileride yine elma dolu bir ağaçla karşılaşırsanız; beyin aynı miktar ödül hissi üretmez. Buna “hedonik adaptasyon” denir. Artık su, barınak ve başka ihtiyaçlarınız vardır. Beyin bunlarla ilgili ödüller arar, dopamin sizi başka hedeflerden keyif almaya yönlendirir. Atalarımız için ömrün kalanında çabalamaktan kurtaracak bir ödül yoktu; her şey her gün yeniden sağlanmalıydı. Her gün yeniden barınak, yiyecek ve su bulunmalıydı.

Bir deneyde cebinden sürpriz şekilde 100$ dolar çıkan insanların yaşadığı his kimyasal olarak ölçüldü. Tekrar aynı miktar bulduklarında beyin aynı miktar mutluluk hormonu üretmedi. Görüldü ki, ikinci sefer aynı miktar mutluluk hormonu üretmek için çok daha fazla para bulunması gerekiyor. Hedonik adaptasyon nedeni keyiflere hemen adapte oluyoruz. Öyle olmasaydı; bir keyif tüm hayat problemlerine cevap haline gelirdi. Sadece çikolata yediğiniz için işe gitmekten vazgeçerdiniz.

Atalarımız için sürpriz etkisi yaratan küçük hazlar çok önemliydi. Küçük bir yemiş, ufak bir meyve, bir av. Böyle küçük şeylerden keyif almanın motivasyonu ile gün boyu aç dolaşıp gerçekten doyacakları anı kovalayarak hayatı sürdürebiliyorlardı. Bir yemiş gördüğünde “bu ne böyle, bana sağlam bir yemek lazım” deyip yemişi yere atmıyorlardı. Beynimiz küçük hazların önemine adapte oldu. Ayrıca; biraz yiyecek ve biraz su; çok fazla yiyecek bulmaktan daha önemliydi. Pek çok ihtiyacı olan atalarımızın tüm ihtiyaçları hayatiydi. Yani hepsinin az az karşılanması, birinin çok karşılanmasından daha önemliydi. Bu yüzden tek bir hazzın çok olmasındansa; pek çok hazzın az olmasında daha huzurlu olmaya evrildik. İyi kötü bir barınak, biraz su, biraz yiyecek; çok fazla yiyeceği olan ama suyu olmayan, ya da barınağı olmayan birine göre çok büyük avantajdır. İhtiyaçların tek bir tanesinin karşılanmaması ölmek demekti.

Bu yüzden pek çok küçük keyif, tek bir büyük keyiften önemlidir. Bizler; büyük keyifleri tekrar yaşamak isteriz ama hedonik adaptasyon nedeniyle yaşayamayız. O ilk keyifleri ömür boyu övüp dururuz ama boş yere çabalarız. Beyin için; iki tane 50’lik keyiftense on tane 10’luk keyif, yirmi tane 5’lik keyif daha işlevseldir. Çünkü iki 50’lik keyfin, ikincisinde 50’lik keyif alamazsınız. Ama çok sayıda ufak keyiflerin hiçbiri hedonik adaptasyona yakalanmadığı gibi; keyiften keyfe giden beyin için sürpriz etkisi dopamin salgılanmasını sağlar. Yani atalarımızın bir yemiş, bir av, bir meyve bulmasındaki motivasyonu yakalar.

Skydiving yapan birini düşünün. Beyin, öleceğini sandığı ya da acı öngördüğü için adrenalin salgılar. Bu müthiş his inanılmazdır. Ama tekrar atlayınca hedonik adaptasoyn nedeniyle aynı miktar adrenalin salgılanmaz. Aynı müthiş hazzı arayan insan bir dahaki sefer daha büyük bir şey yapmalıdır. Bu yüzden daha tehlikeli bir şey yapması gerekir. Artık sadece hayatını tehlikeye atarak mutlu olabilen bir insan olur. Günlük küçük keyifler aynı hazzı yaşatmaz, yükselen keyif eşiği hayattaki hiçbir şeyden mutlu olmamasına yol açar. Piyango çıktığında, büyük bir ödül alındığında, hayatla ilgili çok büyük bir şey yaşandığında; eğer kendinizi kontrol etmezseniz, eşik değişimi sizi aşırı mutsuz bir insan yapar. Normal bir insanın çok mutlu olacağı durumlarda bile eşiğiniz yüksek olduğu için aşırı mutsuz olabilirsiniz. Bu yüzden de çok büyük keyifler aramaktansa; hayat için küçük keyifler yaşayan biri olmak çok daha işlevseldir.

Depresyonun evrimi ile ilgili pek çok tez var. Ama bu konuyla müthiş bir yerde birleşiyor. Bulunduğunuz yerden çıkmak; hayat için bir risk almaktır. Atalarımız gündoğumu ile harekete geçip gün boyu yürüyüp yiyecek ararlardı. Ama bunu yapmayabilirsiniz de. Diyelim ki, o gün diğer insanlarla birlikte yürümeyi kabul etmediniz. Olduğunuz yerde kaldınız. Bir süre sonra kortizol yükselmeye başlar. Açlık, susuzluk giderek artacaktır. Dışarıda aslanlar, yılanlar, örümcekler olsa da; açlıktan kesin ölümdense, yiyecek bulmak için aslanla karşılaşma riskini almak çok daha iyidir. Her gün yataktan çıkarak; bazı şeyleri feda etmek karşılığında kaybettiğimizden daha fazla şey edinerek hayatta kalırız. Bu bir matematiktir. Gün boyu harcadığı enerjiden fazla enerji alan ve hayatta kalma riskini ölme riskinden yüksek tutabilen atalarımızın genleri devam etti.

Bu arada yukarıda dediğimiz olaylar oluyor. Yiyecek buluyor iyi hisler yaşıyor, aslanla karşılaşıyor kötü hislerle karşılaşıyorsunuz. Beyniniz o güne kadarki deneyim ve bağıntılarınızla sizi hayatta tutmaya programlanmış şekilde yaşıyorsunuz. Ama öyle durumlar olur ki; bağıntılarınız sizi tehlikeyle burun buruna getirir. Aslanların saldırısından saklanıp bir mağaraya sığındınız. Ya da çok uzun mesafe gittiğiniz halde hiçbir yiyecek bulamadınız. O güne kadar sizi yanıltmadığına inandığınız beyniniz az daha ölmenize yol açıyordu. İşte o anda; yükselen kortizole dayanmak, elde edilecek dopamini aramaktan mantıklı hale gelir. Buna “depresyon” diyoruz. Beyin ödül-ceza bağıntılarını askıya alır. Normalde keyif aldığınız şeylerden keyif almamaya başlarsınız. Hiçbir şey yapmamak; bir şeyler yapmaktan önemli hale gelir. İşte o gün; yiyecek aramaya çıkmazsınız.

Bu durumda beyin, sizi o duruma koyan bağıntılarınızı askıya almıştır. Sizi o tehlikeli duruma düşüren, tüm varsayımlarınızı yıkan olaylarla yüzleşmektedir. Kendinizi kandırdığınız ortaya çıkmış, güveniniz yıkılmış, özgüveniniz kırılmış, hisleriniz sizi yarı yolda bırakmıştır. Bu şekilde daha fazla devam etmek size büyük zararı dokunan bir süreç olacağı için; hiçbir şey yapmamayı tercih eder hale gelirsiniz. Aynı evrimsel süreç; bugün de geçerli. Her gün pek çok varsayımla bağıntılar oluşturuyor, hayat planları yapıyor, insanlara güveniyor ve çabalarımızın sonunda harcadığımızdan daha çok getiri getireceğini varsayıyoruz. Bir yerde öyle şeyler oluyor ya da birikiyor ki; gerçekle yüzleşiyoruz ve beynimiz bu şekilde devam etmektense hiçbir şey yapmamanın daha iyi olacağı sonucuna varıyor.

Modern toplumda atalarımızdan çok daha kompleks koşullarda yaşıyoruz. Hayatta kalmak, insan ilişkileri, gelecek, geçim, itibar ve pek çok yönden inanılmaz karışık duygular içinde yön bulmaya çalışıyoruz. Kaos teorisi gereği bu kadar kompleks bir ortamda her şey düzgün giderken bile hesaba katılmayan küçük olaylar tüm varsayımlarımızın yıkılmasına neden olabilir. Üstelik, sürekli büyük keyifler arayıp düşünmekten kurtulduğumuz için çoğu keyfimizi anında hedonik adaptasyona yakalatıp elimizden kaçırıyoruz. Bu yüzden de elimizde işe yarar bir şey kalmıyor. Oysa; küçük pek çok keyif sahibi olmak, bunu ciddi olarak engelleyecektir. Hayatının her köşesine, haftanın pek çok vaktine serpiştirdiği küçük keyifleri olan biri; beklenti yıkılması ile karşılaşma riskini oldukça azaltacaktır. Sadece futbolla ilgilenen ve tüm hayatını ona adayan birinin depresyona yakalanma şansı; hepsinden az az olmak üzere film, müzik, gezi, tiyatro, kitaplar vs. ile ilgilenen kişiden çok daha yüksektir.

Bu arada sosyal medyanın gücü buradan geliyor. Her saniye sonsuz etkileşim ile hedonik adaptasyona asla yakalanmadan beynimizi oyalıyor. Üstelik; hiçbir etkileşimin keyif vermesine bile gerek yok. Bu çağda bu yüzden insanlar 2 saatlik film izlerken sıkılan ama hiçbiri keyif vermeyen etkileşimlerle 4 saat telefonda vaktin nasıl geçtiğini anlamayan insanlar yarattı. Algımız tamamen bozuldu ve sosyal medya çağında insanlar ancak sosyal medya ile dikkatini dağıtarak depresyondan kaçmaya çalışıyor. Bu esnada; hayatın pek çok avantajı elden kayıp gittiği için; sosyal medya ile yıllarca ertelese bile enidne sonunda kaşrılaştığı büyük problemler, kaçan fırsatlar ve en önemlisi yaşanmamış bir hayat bir yerde depresyona yol açıyor.

Ne yapmalı; bir şeye harcadığımız vakit arttığı anda bölmeliyiz. Hiçbir şey tüm günü değil tüm akşamı bile almamalı. Her boş vakite ve güne bir kaç uğraş serpiştirmeli. Zamanla hepsinden geçen nöron yolları sağlamlaştıkça; her an depresyona karşı tampon görevi görecek başka keyfin vakti gelecektir. Cuma gecesi film izlediniz ve çok hoşunuza gitti diye; cumartesi canınız sıkıldığında da film izlerseniz hedonik adaptasyon o keyfin canına okur. Cuma günleri film gecesi yapıp cumartesilere başka şey arayın. Haftanın gün ve saatlerine ketifler, ritüeller, uğraşlar serpiştirin. Her gün yarım saat kitap okuyan biri 5 yılda 500 kitap okur. Her akşamüstü yarım saat not alan biri; 5 yılda kitap olacak kadar yazar. Sadece cumartesi arkadaşlarıyla sinemaya giden biri için sinema keyfi tadından yenmez. Keyiflerinizi bölmek; bir “life hacks”tir.

 6,149 defa toplam okundu,  30 kişi bugün okudu

Önceki

Sahte yoldan dopamin: sorunları çözmeden hayatı ileri sarmak

Sonraki

Dili kaybederek beynimizin hangi avantajını kaybettik

error: Content is protected !!